74 yıldır işgal sürüyor

“Bu memleket bizim, emperyalistlerin değil!” diyerek başlattığımız “İşgale Son, NATO Defol” kampanyası olarak, Türkiye’nin NATO’ya girdiği 18 Şubat 1952 gününden bu yana NATO’nun savunma örgütü olarak değil ülkemiz dâhil olmak üzere dünyanın birçok yerine kan ve savaş götürdüğünü bu vesileyle tüm kamuoyuna anlatmak istiyoruz.

18 Şubat 1952… Türkiye’nin NATO’ya resmen dâhil edildiği tarih. O günden bu yana 74 yıl geçti. Ancak bu 74 yıl, Türkiye halkları için iddia edildiği gibi güvenlik, refah veya huzur getirmedi; aksine emperyalist bağımlılığı, sömürüyü ve yoksulluğu derinleştirdi.

NATO, 1949 yılında kurulurken resmî olarak bir askeri ittifak sistemi olarak tanımlansa da asıl amacı, ABD’nin emperyalist sistemin liderliğini üstlendiği bir süreçte Avrupa devletlerini kendi ekseninde konumlandırmak ve Sovyetler Birliği’ni kuşatmaktı. Ancak daha da önemlisi, NATO dünya çapında yükselen sosyalizm fikrine ve işçi sınıfı hareketine karşı egemen sınıfların geliştirdiği bir “isyan bastırma” aygıtıydı. Bu aygıtın Türkiye ayağı, Adnan Menderes iktidarının marifetiyle 18 Şubat 1952’de tamamlandı ve ülkemiz ABD’ye askeri, siyasi ve ekonomik olarak bağımlı hale getirildi.

Türkiye’nin NATO’ya girişi, aynı zamanda kontrgerilla örgütlenmelerinin ülkemizde yerleşiklik kazanmasıdır. 5 Mart 1959 tarihli ikili anlaşmayla ABD’ye “dolaylı saldırılara” karşı müdahale yetkisi verilmiş, bu dolaylı saldırılarla kastedilen ise Türkiye halklarının eşitlik ve özgürlük mücadelesi olmuştur. Öyle ki, NATO’nun gizli maddeleriyle kurulan ve CIA bağlantılı olarak faaliyet gösteren Özel Harp Dairesi, onlarca yıl boyunca halka karşı savaşın organizatörlüğünü üstlenmiştir.

NATO’nun bir yandan askeri gücü beslenirken bir yandan da ABD emperyalizmine bağımlı hale getirilen Türkiye gibi ülkelerle iş bölüşümü yapıldı. Türkiye; ABD için Ortadoğu’daki eli-kolu yerine koyulurken, diğer NATO üyesi ülkeler için kendi çıkarlarını kullanabilmek adına faydalanılacak güvenli bir limandı. ABD için bir ileri karakol olarak kullanılan Türkiye’den Ortadoğu’da batı emperyalizminin çıkarlarının hâkim olması adına bir garantörlük alınmıştır. Hatta dönemin Dışişleri Bakanı Suat Köprülü, “Ortadoğu savunmasının gerek stratejik gerek ekonomik bakımlardan Avrupa’nın korunması için zaruri bulunduğu kanısındayız. Bu sebeple Ortadoğu’da bize düşen görevi yerine getirmek için amadeyiz.” İfadeleriyle NATO’da Türkiye’ye biçilen rol için emrinize amadeyiz demiştir. O tarihlerde Lübnan’daki iç karışıklığa müdahale etmek için ABD’nin Türkiye’deki üslerini kullanması veya bugün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Suriye’nin yeniden kuruluşu için Türkiye’nin elinden geleni yapacağını söylemesi bunun en net örneklerinden biridir.

Görüldüğü üzere Türkiye, o günden bu yana emperyalist bağımlılık ilişkilerinin gerekliliklerini yerine getiren, uluslararası iş bölüşümünde emperyalist-kapitalist sistemin çıkarına ne varsa uygulayan bir yönetime sahiptir. Tam olarak bu nedenle de yıllardır emperyalistlerin küresel-bölgesel çıkarları için askeri-maddi kaynaklarımızın neredeyse tamamı daha fazla kan dökülmesine hizmet edecek şekilde harcanmıştır. Bugün geldiğimiz noktada ise ABD emperyalizmi saldırılarını gittikçe artırırken, Trump “barış elçiliği” rolüne bürünüp, halklara katliam, yoksulluk ve savaştan başka hiçbir şey götürmemektedir. Üstelik gayet meşru bir hak olarak görülüp, NATO zirvelerinde tüm ülkelerin savaş pozisyonlarına göre hazırlık yapması istenmiştir.

2025’te Lahey’de düzenlenen NATO Liderler zirvesi bize bunu net bir şekilde göstermektedir: Müttefik ülkelerin 2035 yılına kadar savunma harcamalarını Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın %5’ine çıkarması hedeflenmektedir. Mevcut GSYH verileriyle hesaplandığında, bu kararın NATO ülkelerine toplam faturası 1,2 trilyon dolardır. 2024’te yaklaşık 1,4 trilyon dolar olan toplam askeri harcamanın, hedef tutturulduğunda 2,6 trilyon dolara fırlaması öngörülüyor. Böylece NATO’nun bu kararları küresel krizin maliyetini askeri yönden belirleyen bir devasa etkiye sahip olduğunu görebiliyoruz. Brown Üniversitesi’nin “Costs of War” projesinin verileriyle de sabit olduğu üzere; “güvenlik” adına harcanan her kuruş, aslında eğitimden, sağlıktan ve sosyal güvenlikten çalınan kaynaktır. Biz de tam olarak bunun için buradan ses çıkartıyoruz. 2026 yılı için savunma ve güvenlik birimlerine ayrılan toplam ödenek 2 trilyon 155 milyar TL! Bu NATO’nun istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmiş bir miktar. Peki, 2026 yılı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi için Türkiye’nin 2 milyar lira ödenek ayırdığını biliyor musunuz? Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın deyimiyle “yapılacak olan NATO Zirvesi’nin parasının” nerelerden kesildiğini biliyor musunuz?

Savunma adı altında emperyalistlerin kirli emellerine ayrılan bütçe ve kaynaklarla eğitimde, barınmada, sağlıkta ve ulaşımda ciddi kamusal hizmetler verilebilirdi. Ancak bu kamusal hizmetlerden, toplumsal faydadan da öte parası olmayanın düdüğü çalamadığı bir ülkede yaşıyoruz. Amerika’nın Ortadoğu üzerindeki planlarına askeri ve iktisadi kaynaklarımız aktarılıyor, yani Suriye Milli Ordusu’nun maaşları Türkiye tarafından ödeniyor, emperyalistlerin yerle bir ettiği Suriye topraklarının yeniden kuruluşu için olağanüstü bir çaba gösteriliyor ancak bu ülkede sağlık hakkı bir toplumsal hak olarak sunulmadığı için çetelerin elindeki hastanelerde çocuklar ölüyor. Bir yandan “kalbimiz Filistin için atıyor.” Denilirken diğer yandan İsrail ile ticari anlaşmalar yapılıyor, akademik anlaşmalar yapılıyor ama öğrencilerin barınma hakkı gasp edilebiliyor. Kendi topraklarımız üzerindeki ABD üsleri, savaşlara hizmet ediyor ancak bu topraklar bir bir ranta açılıyor, Amerikalı, Kanadalı şirketler siyanür havuzları, altın madenleri kazıp koca bir memleketi kanser bataklığına sürüklüyor. Bu mudur savunma? Ayrılan bu bütçe bir vatanı, topraklarını, halkını savunmuyorsa neyi savunuyor? Cevap belli: Zenginliklerine zenginlik katmak için tüm dünyayı karşısına alan bir avuç egemeni, kâr hırsıyla büyüyen emperyalist sistemi!

Geçtiğimiz günlerde isimleri Epstein skandalında da geçen çocuk istismarcıları tüm dünyayı kendi hâkimiyeti altına almak istiyor. Kim bunlar? ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin Türkiye büyükelçisi Tom Barrack ve daha niceleri. Ülkemizin ekonomisini, askeri gücünü hatta ve hatta sosyal yaşantısını tam olarak bu varlıklar belirliyor. Saray rejimi de onların çıkarına uygun bir şekilde elinden ne gelirse sonuna kadar yapıyor.

Tüm toplumsal haklarımız savunma sermayesi dedikleri, aslında NATO’nun önüne koyduğu planların somut yansıması olan, ABD bir yere saldıracaksa doğrudan Türkiye’nin ekonomik ve askeri gücünü ona göre doğrultan planlamalar, küresel-bölgesel çıkarlar için bir bir harcanıyor. Eğitim nitelikli ve parasız bir kamusal hak olmasına rağmen tüm imkânları savaş için harcanıyor. Sağlık erişilebilir bir kamusal hak olması gerekirken hastaneler özelleştiriliyor, devlet hastanelerinin niteliği düşürülüyor. MESEM’lerde çocuklar, yabancı şirketlerin daha fazla kar sağlaması için katlediliyor. ODTÜ, İTÜ gibi üniversitelerin ormanları sermayeye peşkeş çekiliyor, kampüsler satılıyor.

Görüldüğü üzere ortada bir savunma varsa, onun halktan yana, toplumsal haklardan yana olmadığı kesin!

Şimdi de bu politikaların planlandığı, savaşların askeri-iktisadi yönetim aygıtı olan NATO 2026 zirvesini Türkiye’de yapmak istiyor. Memleketimize yeni gelmiyorlar, bunu biliyoruz. ABD üsleri hala Kürecik’te, İncirlik’te. Ancak 2026 zirvesinin Türkiye’de yapılacak olmasının tesadüf olmadığını da biliyoruz. Kurulduğu günden bu yana emperyalist sistemin korumacılığını üstlenen ve bunun uğruna halklara savaş açmaktan çekinmeyen egemenlerin emellerine hizmet edecek bir NATO zirvesi bizi bekliyor. ABD’nin Ortadoğu topraklarında egemenliğini sağlamaya çalışması, sisteme entegre edilmemiş tek bir ülke dahi kalmaması için bombalar patlatması, karına kar katmak için topraklarımızı satın almaya kalkışması için Türkiye bir güvenli liman! 2026 NATO zirvesinin Türkiye’de yapılacak olması Ortadoğu topraklarında ABD’ye hala direnen ülkeler ve halklar için bir gözdağı!

Tam olarak bu yüzden 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenmesi istenen NATO zirvesini istemiyoruz! Ne emperyalist sistemin hâkimiyeti altına girmek istemeyen halkların tehdit edilmesine ne de kendi memleketimizde katillerin, istismarcıların bulunmasına razı değiliz. Bu memleket emperyalistlerin kanlı emellerini gerçekleştirecekleri, tüm kaynaklarını da bunun için harcayabileceği bir memleket değil. Bu memleket emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin değil!

Biz, İşgale Son NATO Defol kampanyası olarak memleketin her yerinde topraklarımıza, geleceğimize sahip çıkmak için mücadele edeceğiz. Bu memleketin kimin olduğunu herkese göstereceğiz!