Son yıllarda NATO, saldırılara karşı bir savunma ittifakı olduğu “iddiasından” tamamen uzaklaşarak, emperyalist sistemin doğrudan politik ve iktisadi gücü olduğunu açıkça ortaya koymaya başlamıştır. Bu değişim yalnızca güdülen savaş politikalarında değil, bizzat ittifakın lider kadrosunun açıklamalarında açıkça görülmektedir. Özellikle ABD Başkanı Trump’un düzenli olarak yaptığı “cüretkâr” açıklamaları bunu hem ABD hem de NATO adına açıkça göstermektedir. Açıkça görülmektedir ki NATO yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik, siyasal ve ideolojik bir düzenin koruyucusu ve yayılmacı aracıdır.
Bu yazı, güncel NATO liderlerinin doğrudan yaptığı açıklamalara dayanarak, emperyalist yapının kendi sözleriyle nasıl ifşa olduğunu gözler önüne serecektir.
NATO’nun Sınıfsal Karakteri
NATO emekçi halkların değil; finans tekellerin ve emperyalist devletlerin çıkarlarını korumak üzere kurulmuş ve yapılandırılmıştır. “Savunma” dedikleri şey sermayenin çıkarlarının savunulması, “özgürlük” dedikleri şey sermayenin hareket özgürlüğüdür. Bugün NATO’nun özellikle Çin’i kuşatma altına almak adına uyguladığı yayılma stratejileri, silahlanma yarışları ve saldırgan dış politikası bu sınıfsal niteliğin ürünüdür.
Donald Trump: “Biz veriyoruz, onlar ödemiyor”
ABD Başkanı Trump, 2025-2026 döneminde yaptığı açıklamalarda NATO’ya açıkça bir “patron” diliyle yaklaşmaktadır. 7 Ocak 2026’da sosyal medya hesabından yazdığı gibi: “Rusya ve Çin, ABD olmadan NATO’dan korkmaz… ve ben olmasam hiçbiri fatura ödemezdi.” Aynı yıl Davos’ta yaptığı konuşmada ise Grönland’ı istemesinin normal olduğunu, “bunca yıldır verdiklerimize karşılık küçük bir talep” olduğunu söyledi ve ekledi:
“Eğer aşırı güç kullanırsam, durdurulamaz oluruz.”
Bu açıklamalar, NATO’nun ABD için bir şantaj ve tahakküm mekanizması olduğunu, emperyalizmin askeri kolunun nasıl işlediğini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.
Emmanuel Macron: Savaşlara Hazırlık
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 2025’deki Bastille Günü öncesinde yaptığı konuşmada
“Yüksek yoğunluklu savaşlara hazır olmalıyız, çıkarlarımızı savunmaktan geri durmayacağız” dedi.
Daha önce 2023’te, 413 milyar euroluk askeri bütçeyi açıklarken bu harcamaların “özgürlük, güvenlik ve refah” için yapıldığını savundu. Geçmişten bugüne Amerikan öncülüğündeki NATO’ya karşı yer yer tepki gösteren, ki bu tepki Fransa’nın öncü rol oynayacağını düşündüğü bir AB/Avrupa özerkliği meselesidir de, Fransa son dönemlerde de bir Avrupa Ordusu kurulması gerektiğini yinelemektedir. Askeri harcamaların artırılması da kendi bağımsız AB hatlarını inşa etme isteklerinin artışı kaynaklıdır. Bu harcamalar ve söylemler, emperyalist devletlerin halka refah vadederek askeri gücü meşrulaştırma taktiğinin güncel bir örneğidir. Bu refah kimin refahıdır? Afrika’da sömürdükleri halkların, Fransız çiftçisinin veyahut Fransız işçisinin refahı olmadığı açıktır. Bu refah, halkın değil, Fransız enerji tekellerinin, silah üreticilerinin ve Afrika’daki sömürge çıkarların refahıdır.
Olaf Scholz: Almanya’nın Yeni Rolü
Almanya Başbakanı Scholz, NATO’yu “Avrupa’nın güvenlik omurgası” haline getirme hedefini açıkça ilan etmiştir. 2022’de Alman ordusunun “Avrupa’nın en donanımlı gücü” olacağını söylemesi, 2023’te ise savunma bütçesinin özel fonlarla da olsa kalıcı olarak artırılacağını ilan etmesi bunun ilk adımlarıydı. Bunun nedeni yalnızca Ukrayna savaşı ve Rusya’ya karşı savunma ihtiyacı değil, Çin’in Avrupa pazarına girişi sonrası Alman sermayesinin yaşadığı ciddi kayıplar kaynaklıdır. Alman sermayesi, Almanya’yı tekrardan yayılmacı bir politika izlemek zorunda bırakmaktadır. Almanya’nın sömürü yoluyla halkına sağladığı nispi refah giderek azalmaktadır: kapanan fabrikalar, işten çıkartılan binlerce işçi bunun en net örneğidir. Almanya, İsrail’in saldırılarına verdiği sınırsız destekle NATO’nun emperyalist çıkarlar doğrultusunda nasıl konumlandığını da gözler önüne sermektedir. Almanya, NATO üzerinden hem askeri varlık göstermekte hem de Doğu Avrupa’dan Afrika’ya kadar çıkarlarını artırmaya çalışmaktadır.
Rishi Sunak: Savaş Ekonomisi ve Çin’e Karşı Asya Stratejisi
Birleşik Krallık Başbakanı Sunak, 2024’te Varşova’da yaptığı açıklamada silah sanayisini “savaş ekonomisine” geçireceklerini ilan etti. 2025’te NATO Zirvesi’nde ise Hint-Pasifik stratejisini memnuniyetle karşıladığını belirtti ve “NATO’nun güvenliği dünyadan ayrı düşünülemez” dedi. Bu sözler, İngiltere’nin sadece Avrupa değil, Asya’daki pazar ve etki alanlarını da silah yoluyla güvence altına almak istediğini gösteriyor. Çin’in kuşatılması, küresel hegemonyanın sürdürülmesi için NATO’nun dönüştürüldüğünün ilanıdır.
Giorgia Meloni: NATO’ya Sadakat ve Müdahale Savunusu
İtalya Başbakanı Meloni, Trump’ın NATO’yu küçümseyen sözlerine karşı çıkarken, 53 İtalyan askerinin Afganistan’da öldüğünü hatırlattı ve “Bu bedel unutulamaz” dedi. Aynı yıl Venezuela’daki rejim değişikliğini desteklediklerini ilan ederken, Arktik bölgede NATO’nun daha güçlü varlık göstermesi gerektiğini savundu. Meloni, NATO’ya olan bağlılığını emperyalist müdahalelerin meşrulaştırılması üzerinden ifade etmektedir.
Küresel Sermaye Düzenini Güvenceye Alma Vurguları
Mark Rutte (NATO Genel Sekreteri) – 12 Aralık 2024, Brüksel (Carnegie Europe konuşması):
“32 müttefikimizle NATO, dünya ekonomik ve askerî gücünün yarısını temsil ediyor.”
Rutte’nin bu sözleri, NATO’nun salt bir savunma ittifakı olmanın ötesinde, küresel ekonomik düzende ağırlığı olan ülkelerin bir araya geldiği dev bir güç bloku olduğunu itiraf eder niteliktedir. İttifakın kolektif gücünü vurgulayarak, küresel sermaye düzeninin NATO aracılığıyla korunduğunu ima etmektedir.
Mark Rutte (NATO Genel Sekreteri) – 12 Aralık 2024, Brüksel (aynı konuşma):
“Bazıları güçlü bir savunmanın barış getirmeyeceğini söylüyor… Yanılıyorlar. Çünkü güçlü bir savunma olmadan kalıcı güvenlik olamaz. Güvenlik olmadan özgürlük de olmaz… işletmeler de olmaz.”
Bu alıntıda Rutte, NATO’nun askeri gücünü “özgürlük” ve doğrudan ekonomik hayat (işletmeler) ile ilişkilendiriyor. Savunma harcamalarını artırma çağrısını temellendirirken, NATO’nun varlığını ve caydırıcılığını halkların refahı ve kapitalist düzenin sürdürülebilirliği için vazgeçilmez gösteriyor.
Pazar ve Nüfuz Mücadelesine Dair Açıklamalar
Jens Stoltenberg (NATO Eski Genel Sekreteri) – 7 Eylül 2023, Brüksel (Avrupa Parlamentosu’ndaki konuşma): “Çin’in bizim değerlerimize, çıkarlarımıza ve güvenliğimize meydan okumasından endişe duyuyoruz.” Stoltenberg ilk kez 2022 Stratejik Konsepti’nde de yer aldığı şekliyle Çin’i “sistemik bir meydan okuma” olarak tanımlarken, burada açıkça Çin’in yükselişinin NATO ülkelerinin çıkar alanlarına ve pazar üstünlüğüne tehdit oluşturduğunu dile getiriyor.
Mark Rutte (NATO Genel Sekreteri) – 12 Aralık 2024, Brüksel (Carnegie Europe konuşması): “Rusya ve Çin yarışta hızla ilerliyor… Biz geride kalma riskiyle karşı karşıyayız… Fakat sanayimizi güçlendirirsek rakiplerimizi geride bırakabiliriz.” Rutte burada Çin ve Rusya’yı “rakip” olarak tanımlayarak, NATO müttefiklerine savunma sanayilerini ve teknolojik kapasiteyi büyütme çağrısı yapıyor. Bu sözler, İttifakın sadece askerî alanda değil, ekonomik ve teknolojik üstünlük yarışında da var gücüyle yer alma niyetini göstermektedir. NATO lideri, açık biçimde pazar ve nüfuz mücadelesini kazanmak için güç gösterisine ve rekabete hazır olunduğunu beyan etmektedir.
Sermaye İçin Savaş, Halklara Yıkım
NATO liderlerinin yaptığı bu açıklamaların ortak noktası şudur: Tüm bu yatırımlar, savunma harcamaları, teknolojik silahlanma ve işgal politikaları; işçiler için, halklar için değil, egemen sınıfların çıkarları içindir. NATO, dünya halkları için savaş, yıkım, göç, yoksulluk ve baskı anlamına gelirken sermaye için kârın, kontrolün ve sömürünün garantisidir.
Sonuç: NATO Defol Demek, Sınıf Mücadelesidir
Bugün “NATO defol” demek sadece bir anti-emperyalist refleks değil, aynı zamanda emekçi halkların yanında saf tutan ve sınıf mücadelesini temele alan bir karşı çıkıştır. NATO’nun genişlemesine, askeri harcamalara, emperyalist müdahalelere karşı çıkmak, dünyanın dört bir yanında emekçi halkları katleden sermaye düzenine karşı çıkmaktır. NATO’nun liderlerinin kendi sözleriyle itiraf ettikleri bu sistem, giderek proleterleşen geniş halk kesimlerine hiçbir gelecek vadetmemektedir. Tam aksine, kaynakların silahlanmaya, işgale ve katliama aktarılmasını ifade etmektedir. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan açlıktan, susuzluktan, hastalıktan, kıtlıktan, soğuktan ve bin türlüsünden hayatını kaybederken silahlanmaya ve savaşa bütçe ayıran herkesten hesap sormak hepimiz adına bir yükümlülüktür.
Bu yüzden NATO’ya karşı mücadele aydınlık bir gelecek için verilen, yarınlar için verilen bir mücadeledir. Ve bu mücadele, NATO’yu teşhir ederek, halklara onun gerçek yüzünü göstererek başlar.

